Menu

31 August

Ozon tabakasını onarmanın iklim krizi üzerindeki etkisi

*Bu haberi 3 dakika içinde okuyabilirsiniz.

1980'lerde, Güneş'in zararlı ultraviyole (UV) radyasyonunu emen üst atmosferdeki bir bölge olan ozon tabakasını korumak için atılan adımlar sayesinde insanların dünyanın geleceği hakkında endişelenmesi gereken çevresel konulardan biri eksildi.

1970'lerin ortalarında bilim insanları, diğer uygulamaların yanı sıra, kloroflorokarbonların (CFC'lerin) soğutucu olarak ve aerosol kutularında itici gaz olarak artan kullanımının ozon tabakasını etkilediğini fark ettiler. Daha sonra çok sayıda değişiklikle güçlendirilen ve 197 ülke tarafından onaylanan Montreal Protokolü'nün 1987'de imzalanmasıyla, dünya CFC'leri aşamalı olarak kaldırdı. Bugün ise atmosferdeki CFC seviyeleri düşüyor ve ozon tabakası iyileşmeye başlıyor.

Peki ya Montreal Protokolü imzalanmasaydı dünya şimdi nasıl görünürdü? Uluslararası bir ekiple yürütülen yeni bir araştırma bu sorunun cevabını arıyor.

Daha önceki araştırmalar ve bilim insanları, ozon tabakasının daha ince olduğu ve daha yüksek seviyelerde UV radyasyonunun dünyaya ulaştığı bir senaryoda, cilt kanseri vakalarına çok daha sık rastlanacağını belirtiyor. CFC'ler aynı zamanda sera gazları da olduğu için bu tür senaryolarda küresel ısınmanın da artacağı ortaya konuyor. Gerçekleştirilen yeni araştırma ise bu durumun bitki örtüsü üzerindeki etkisine odaklanıyor.

İnsanlar gibi bitkiler de yüksek UV seviyelerine maruz kaldıklarında zarar görürler. Bitkiler büyüdükçe karbondioksiti (CO²)'yi emer, ancak UV radyasyonu %10 arttığında bitkiler %3 daha az biyokütle biriktirir. Montreal Protokolü olmasaydı, UV seviyelerinin yüzyılın sonunda bugünden ortalama 4,5 kat daha yüksek olacağı tahmin ediliyor. Bu senaryo, insanların saldığı CO²'nin bitkiler ve toprak tarafından tutulması yerine, atmosferde kalacağı ve küresel ısınmanın artacağı anlamına geliyor.

Montreal Protokolü olmayan bir dünya

Araştırma kapsamında, iklimi, atmosferin kimyasını, bitki örtüsünü ve karbon döngüsünü temsil etmek için bilgisayar modelleri kullanılarak iki farklı dünya simülasyonu gerçekleştirildi. İlki, dünyayı CFC'lerin tehlikeleri konusunda uyaran 1974 tarihli makalenin hiç yayınlanmadığını ve bu sebeple de CFC’lerin kullanımlarının yılda %3 oranında arttığını varsayıyor. İkincisi ise, CFC'lerin kontrol edildiği ve ozon tabakasının onarıldığı, şu anda içinde yaşadığımız ve yaşama yolunda ilerlediğimiz bir dünyayı temsil ediyor. CFC'ler dışında, bu iki dünya arasında bir fark bulunmuyor.

CFC'lerin aşamalı olarak kaldırıldığı bir dünya, gelecekteki daha sıcak iklimlerden bekleyeceğimiz bir dünya gibi görünüyor. Küresel sıcaklıklar, tüm olumsuz sonuçlarıyla birlikte artıyor, ancak – gerçek dünyadan beklediğimiz gibi – ozon tabakası yüzyılın ortalarında eski seviyelerine kavuşuyor. Diğer senaryoda ise, ozon tabakası büyük ölçüde inceliyor ve yüzyılın sonunda her yerde ozon konsantrasyonları Antarktika ozon deliğinde görülen seviyelerin altına düşüyor. 2050'lere gelindiğinde, CFC kullanımının azalmadan devam ettiği dünyadaki bitkiler, UV hasarı nedeniyle, CFC'lerin aşamalı olarak kullanımdan kaldırıldığı dünyadakine kıyasla karbonun yarısını emiyor. Yüzyılın sonunda, bu durum bitkilerde ve topraklarda %30 daha az karbon depolanmasına neden oluyor. Bu, yüzyılın sonuna kadar atmosferde %30 daha fazla CO² anlamına geliyor ve bu da iklime 0,8°C daha fazla ısınma ekliyor.

Tek başına 0,8°C, mevcut küresel sıcaklıkları Paris Anlaşması'nın en iddialı hedefini temsil eden 1,5°C seviyesinin üzerine çıkarmak için yeterli. Böyle bir senaryoda, CFC'lerin sera etkisinden kaynaklanacak olan 1,7°C'yi de eklersek, Montreal Protokolü'nün fazladan 2,5°C'lik bir ısınmayı önlediği görülüyor.

Bu bağlamda, Montreal Protokolü'nü iklim müzakereleri için bir model olarak düşünmek çekici olsa da CFC'leri ve alternatif kimyasallar çok daha sınırlı sayıda şirketle bağlantılı. Fosil yakıtlara baktığımızdaysa durumun çok daha yaygın olduğu görülüyor. Yine de içinde bulunduğumuz noktada, Montreal Protokolü’nün başarılı bir iklim anlaşması olduğunu kabul ederek, ilerleyen dönemlerde bunun gibi başarılı anlaşmaların artması iklim kriziyle mücadele için büyük önem taşıyor.
 

SHARE: