Menu TR

S360Mag

6 August

Pandemide çocuk olmak

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Pandeminin tüm dünyada yediden yetmişe bütün insanları derinden etkilediği bir gerçek. Sağlık açısından bakıldığında ise Covid-19 yaşlılara kıyasla çocuklara daha az zarar veriyor gibi gözükse de pandemi sürecinde çocuk olmanın getirdiği birçok ek zorluk var. Çocuklar hem duygusal ve fiziksel hem de ekonomik olarak ebeveynlerine bağlı olduklarından günün sonunda en az ebeveynleri kadar etkileniyorlar. Milyonlarca insanın işsiz kaldığı bu dönemde 70 ila 100 milyon arasında insanın aşırı yoksulluğa sürüklendiği düşünülürse, anne ve babasının neden birdenbire gün içinde evde kalmaya başladığını ve endişeli olduklarını anlamlandıramayan çocukların, süreçteki en büyük mağdur arasında oldukları da görülebilir.
 
Ekonominin hane halkı üzerindeki bu olumsuz etkisinin çocuklara yansıması, görünenden de derin olabilir. Araştırmalar, gıda güvensizliği, kaliteli sağlık hizmetinin eksikliği, yetersiz toplum kaynakları ve stresli ev ortamı gibi faktörler nedeniyle yoksulluğun çocukların bilişsel gelişimi, duygusal istikrarı ve sağlığı için oldukça zararlı olduğunu gösteriyor. Okulların kapanması da öğle yemekleri için burs ya da destek alan çocukların ailelerinin süreci idare etmesini zorlaştırıyor. Bu sebeple, geleceği şekillendirecek kitlenin pandemi sürecini ve yoksulluğu bu kadar sert bir şekilde yaşamasının uzun vadeli sonuçları olacağını ve bakış açılarının bu dönemi nasıl hatırladıklarıyla bağlantılı olacağını söylemek çok da yanlış olmaz.
 
Bu noktada, pandemiden ve beraberinde gelen ekonomik duraklamadan kötü etkilenen kitlelerin halihazırda ayrımcılığa ve eşitsizliğe maruz kalanlar olduğunu da hatırlamakta fayda var: Örneğin, hayatın her alanında var olan ırksal eşitsizlik, pandemiyle beraber daha da belirginleşti. Yakın zamanda ABD’de yürütülen bir araştırmaya göre beyaz ailelerin yüzde 24’ü gıda harcamalarını azaltmak zorunda kalırken, bu oran Hispanik ailelerde yüzde 36 ve siyahi ailelerde yüzde 45.
 
Çocukların yaşadıkları bu travmatik dönemin etkilerinin uzun vadeli olduğu ve eşitsizliği arttırdığı kabul edilirse ancak o zaman bu eşitsizliklerin nasıl aşılacağı konuşulabilir. Bu noktada Duke Üniversitesi akademisyeni Gennetian’ın ve sivil toplumcu Madrick’in çözüm önerisi, çocukların da yaşlılar gibi ayrı ihtiyaçları olan bir yaş grubu olduğunun göz ardı edilmeyip ayrı fonlara ve desteğe sahip olmaları. Özellikle de diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, ABD’nin çocuklar için ayırdığı fonun yetersiz olduğu ve direkt çocuklara fayda gözetilen bir sistemin eksik olduğu görülmekte. Bunun bir sebebi de Amerikan halkının genelinde yoksulluğu başarısızlık ve tembellikle ilişkilendiren bir kanının yaygın olması. Ancak, ne Covid-19 öncesinde ne de şu anki süreçte yoksulluk ve eşitsizlik bireysel hatalara indirgenebilen problemler olarak görülmemeli ve çocukların ihtiyaçları devlet politikalarınca gözetilmeli.
 
Peki ya hiçbir devlet tarafından sahiplenilmeyen, dünyanın en muhtaç ve savunmasız grubu olan mülteci çocuklar? Sorunların bir kısmı ülkeler nezdinde çözülmeye çalışılsa da problemlerin kaynağı olan pandemi, savaşlar ve iklim krizi aslında küresel meseleler olduklarından küresel müdahale gerektirmekteler. Bu noktada mültecilerin ve özellikle de mülteci çocukların varlığı, olguların ayrı ayrı incelenmesinin yetersizliğini gözler önüne seriyor. Mülteci çocukların pandemi dönemi derinleşen mağduriyetleri, yaşanan trajedilere küresel kamuoyunun duyarsız kalmaması gerektiğini herkese hatırlatıyor.
 
Mülteci çocuklar, pandemi öncesinde de savaşa veya afetlere tanık olma, zorunlu göç etme, zorla çalıştırılma, köleleştirilme, istismara uğrama, ırkçılık, kaçırılma, eğitimden yoksun bırakılma gibi birçok travmatik deneyime sahip olan ve sayıları dünya üzerinde 13 milyonu bulan bir grubu oluşturmaktalar. Tüm bunların üzerine şu an bir de pandemiyle karşı karşıyalar. Pandemi, diğer travmalarının pekişmesi ve hatta derinleşmesine katkıda bulunurken, ellerinde bulunan nadir hak ve desteklerinin de azalmasına sebep oldu. Pandemiden önce bile mülteci çocukların yalnızca yüzde 22’si ortaokula gidebiliyordu; şimdiyse eğitime erişimleri daha da kısıtlandı. Mültecilerin zaten yetersiz olan sağlık ve barınma destekleri azaltıldı ve pandemi karşısında daha da savunmasız hale getirildiler.
 
Bunun bir sebebi, küresel kamuoyunun mültecilere ve özellikle mülteci çocuklara gereken duyarlılığı göstermemesi ve mültecilerin sığındıkları ülkelerin hükümetlerince desteklenme girişimlerinin yetersiz kalması. Bugün Türkiye yarısı çocuk olan 3,7 milyon mülteciye ev sahipliği yaparken, Lübnan ve Ürdün gibi küçük ülkelerde mültecilerin ülke nüfusuna oranı çok daha yüksek. Bu da mültecilere yeterli ekonomik desteği sağlamayı bu ülkeler için çok daha zor bir hale sokuyor. Pandemide ülkelerin yaşadığı ekonomik duraksama da mülteci yardım fonlarının azaltılıp paranın kendi vatandaşlarını koruma önlemlerine aktarılmasına ve mültecilerin halihazırda yetersiz olan imkanlara erişimlerinin oldukça kısıtlanmasına yol açtı.
 
ABD gibi zengin ülkelerde bile çocuklar bunca eşitsizlik ve yoksunluktan muzdaripken, çok daha kötü koşullarda olan mülteci çocukların sorunlarını çözmeyi devletler öncelikli konu haline getirmeliler. Çocukların travmalarını hafifletmek adına küresel bir dayanışma gösterilmesi ise zaruri. Şimdi yapılan yüzde 30’luk bir gıda yardımı kesintisi, 1,4 milyon Ugandalı mültecinin gıdaya erişimini engellemek anlamına gelirken, devletler sorumluluk almalı ve küresel sosyal koruma fonu adı altında çocuklara destek programlarını yürürlüğe sokmalılar. Bu noktada ilk adım, uluslararası aktörlerin yetersiz yardımlarını arttırmaları, daha kapsamlı ve adil mülteci anlaşmaları hazırlamaları olmalı. Tüm devletler ve halklar, mülteci çocukların koşulsuz ve şartsız olarak temel çocuk haklarına sahip olduğundan emin olana dek bunun uğruna çalışmalı ve ellerini taşın altına koymaya başlamalılar.
 

SHARE: