Menu

WE TALK

12 October

Tarih boyunca idealize edilen kadın

New York Eyalet Üniversitesine bağlı Fashion Insitute of Technology (FIT) tarafından düzenlenmiş olan “The Body and Physique” sergisi tarih boyunca idealize edilmiş vücut tipine odaklanıyor. Sergilenen kıyafetler farklı dönemlerin moda ve vücut tipi algısını yansıtırken, serginin küratörlerinden Emma McClendon, ziyaretçilerin sergilenen kıyafetlerin beden ölçüsü ile yakından ilgili olduklarını belirtiyor.

Bu ilgi, özellikle genç kadınlar arasında belirli bir beden ölçüsüne sahip olma isteğini körükleyen toplumsal baskılarla da eşleşiyor. CNN’den Jaqueline Howard’ın haberi, Dünya Kadınlar Günü’ne dikkat çekmek üzere bu “ideal” kadın vücudu algısının zaman içerisinde nasıl değiştiğini ve kadınlar üzerinde kurduğu baskıyı irdeliyor.

17.yy ressamlarından Peter Paul Rubens’in kadınları kıvrımlı vücut tipinde resmetmesiyle, Rönesans sonrası dönemde bu ideal bedene ulaşmak isteyen kadınlar arasında korse kullanımı oldukça popüler hale geldi. Tarihte kadınlar arasında boğulma vakalarına da neden olan korse, birçok kadın tarafından oldukça konforsuz bir çamaşır olarak kabul edildi. 20.yy başlarında ise Henri Matisse ve Pablo Picasso’nun resimleri atletik ve ince kadın vücudu algısının yerleşmesinde rol oynadı.

1920’lere gelindiğinde, ince bir vücuda sahip olmanın toplumda idealleştirilmesiyle birlikte kadınlar arasında yeme bozuklukları ortaya çıkmaya başladı. Yayımlanan bir makale, rapor edilen en yüksek düzensiz yeme sıklığının 1920 ve 1980'ler arasında gerçekleştiği gösteriyor. 1960’larda, artan kadın hareketlerinin etkisiyle kadınların toplumsal dayatmaların etkisinden kurtulduğu iddia edilse de, McClendon, bunun tam anlamıyla bir yanılgı olduğundan bahsediyor. 2012 yılında yapılan bir araştırma, şiddetli anoreksiya sebebiyle hastaneye yatan kadın hasta sayısının 1960 ve 1970 yılları arasında önemli derecece arttığını gösteriyor.

80’ler ve 90’lar ise hem süper modellerin yükselişi hem de obezite oranındaki artış ile karşılaştığımız bir dönem olarak karşımıza çıkıyor. 80’lerde medyanın, Cindy Crawford ve Naomi Campbell üzerinden sağlıklı bedenlere vurgu yaptığını görüyoruz. Ancak 90’larda, medya yine ince bedene sahip kadınları idealize etmek üzere işe koyuluyor. McClendon, 90’larda Kate Moss’un yükselişiyle birlikte oldukça ince bedene sahip olmanın ideal güzellik anlayışını beslediğini belirtiyor.

Yapılan bir çalışmaya göre, anoreksiya 90’lı yıllar boyunca, tüm ruhsal bozukluklar arasında en yüksek ölüm oranına sahip olan hastalıktı.

Diğer taraftan, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) aynı yıllarda dünya genelinde artan obezite ile ilgili uyarılar yapıyor. Dünya genelinde yaklaşık 200 milyon insan obez olarak değerlendiriliyor. McClendon, bu durumla birlikte medyada vücut tipleri ile ilgili keskin bir ayrım görmeye başladığımızı, moda dünyasının aşırı inceliği överken büyük bedenlerin sağlıksız olarak nitelendirildiğini söylüyor. Bu keskin ayrımla birlikte kendi bedenlerimizi yargılamaya başlıyoruz.

2000’lere gelindiğinde ise, bizi taşıyan bedenlerimize olan güvenimizi kaybediyoruz. 2015 yılında yayımlanan ve medyanın beden algısındaki rolüne odaklanan raporda, ABD’de 5-6 yaş arası çocukların yaklaşık üçte biri kendilerininkinden daha ince bedenleri ideal olarak işaretlediği belirtiliyor. 7 yaşındaki çocukların dörtte birinde ise diyet yapma alışkanlığı görülüyor. Rapora göre, ABD’de 1999 ve 2006 yılları arasında 12 yaşın altındaki çocuklarda yeme bozukluğuna bağlı olarak hastaneye yatma oranı %119 oranında artmış. Birleşik Krallık’ı kapsayan bir araştırmaya göre, üç ve beş yaş arasındaki çocukların neredeyse dörtte biri sahip oldukları vücut tipine bağlı güven sorunu yaşıyor. Aynı araştırma, yeme bozukluklarının 15-19 yaş arasındaki genç kadınlarda en yüksek oranda ortaya çıktığını gösteriyor. Başka bir araştırma ise, Güney Afrikalı 15 yaş üzeri bireylerin yaklaşık %45’inin beden ölçülerinden memnun olmadığını gösteriyor.

21. yüzyılın başlangıcından bu yana, medya ve moda alanında farklı vücut tiplerini kucaklamaya yönelik bir değişim başladı. Bu değişimin, sosyal medyanın ortaya çıkışıyla tetiklendiği, farklı vücut tiplerinin görünür olmasıyla ilişkili olduğu düşünülüyor. Sosyal medyanın yükselişiyle birlikte, medya tarafından dayatılan vücut tipleri değil, “gerçek” kadınların bedenleri görünür olmaya başladı. Bu durumun “beden olumlama” hareketinin temellerine katkı sağladığı da düşünülüyor. Ancak madalyonun diğer yüzüne baktığımızda gençlerin sosyal medyada nasıl göründüklerine dair kaygı yaşadıklarını görüyoruz. Bir araştırmaya göre gençlerin %25’inden fazlası sosyal medya hesaplarındaki fotoğraflarında nasıl göründüğüne oldukça önem veriyor, bu durumu kimlikleriyle bağdaştırıyorlar.

Dove Küresel Güzellik ve Güven Raporu’na göre Avustralyalı kadınların %89’u dış görünüşlerine güvenmedikleri için iş görüşmelerini ve diğer önemli iş randevularını iptal ediyorlar. Rapor, sosyal medyanın kadınlar üzerinde baskı oluşturarak kadınları tek bir tipte görünmeye zorlayan yeni bir faktör olduğunu ortaya koyuyor. Her iki Avustralyalı kadından biri sosyal medyada hem cinslerini gördükten sonra kötü hissettiklerini beyan ediyor.

Kadınların beden ölçüleri üzerinden ayrımcılığa uğramaları iş dünyasında da kendini gösteriyor. Sheffield Hallam Üniversitesi'nde yapılan çalışmada, katılımcılardan kilolu ve zayıf insanların olduğu listeden, adayların CV’leri de gösterilerek bir tercih yapmaları isteniyor. Katılımcılar, obez kadınları işe uygun bulmuyorlar. Başka bir araştırmaya göre, Birleşik Krallık’ta aynı işi yapan kadınlardan kilolu olanlar zayıf kadınlara kıyasla yıllık 1500 sterlin daha az kazanıyor. Erkeklerin beden ölçüleri ile maaşları arasında bir bağ bulunmazken iş dünyasında saygısızlığa ve ayrımcılığa en çok kilolu kadınlar maruz kalıyor. Biz de, İş Hayatında Kadın Olmak adlı kısamızda kadınların iş dünyasında uğradığı ayrımcılığı ele almıştık. Tüm bu toplumsal dayatmaların geride bırakılarak, kadınların iş dünyasında sadece yeteneklerine göre değerlendirilmesi, beden ölçüsünün kız çocuklarının ve kadınların kimliklerinden tamamen bağımsız bir unsur olarak düşünülmesi gerekiyor.

SHARE: