Menu EN

S360MAG

2 April

Boyut boyut insan hakları: koronavirüsün hatırlattıkları

Bu haberi 14 dakikada okuyabilirsiniz.

Koronavirüs kriziyle beraber dünyanın farklı yerlerinden sansür, ayrımcılık, keyfi gözaltı, yabancı düşmanlığı gibi haberlerle karşılaşmaya devam ediyoruz.

Ancak tüm hükümetler, ciddi bir halk sağlığı krizinin insan hakları krizine de dönüşmemesini sağlamakla yükümlü. Birçok ülkenin deneyimlediği olağanüstü durumlar insan haklarını bugünle daha az alakalı hale getirmiyor, aksine insan hakları aslında bu gibi kriz zamanlarında bize her zamankinden daha fazla yol gösteriyor.

Uluslararası insan hakları hukuku, herkese mümkün olan en yüksek sağlık standardına sahip olma hakkını garanti ederken bugün deneyimlediğimiz gibi ciddi halk sağlığı tehdidi içeren durumlar için özel muafiyetler de içeriyor. Yani aslında insan hakları tarafından korunmamız tam da böyle kriz zamanları için var.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch Institute) tarafından yayımlanan makale, koronavirüs salgınıyla ortaya çıkan meselelere genel bir bakış sunuyor. Hükümetlerin bugüne kadar yaptıklarından yola çıkarak, hem hükümetlerin hem de diğer aktörlerin insan haklarına saygılı bir şekilde aksiyon alabilmesi için önerilen bu yolları sizin için derledik.

1) İfade özgürlüğünü korumak ve eleştirel bilgilere erişim sağlamak

Bazı ülkelerde hükümetler, gazetecilere ve sağlık çalışanlarına karşı kısıtlayıcı uygulamalarda bulunarak ifade özgürlüğü hakkını savunmada başarısız oluyor. Çin hükümeti başlangıçta koronavirüs hakkındaki temel bilgileri halktan saklamış, enfeksiyon vakalarını eksik raporlamış, enfeksiyonun ciddiyetini hafife almış ve insanlar arasında bulaşma olasılığını reddetmişti.

Ayrıca, Tayland’da bazı sağlık sektörü çalışanları ve gazeteciler hükümetin salgına verdiği tepkileri eleştirdikten sonra dava ve tehditlerle yüzleştiler. İran’da hükümet görevlileri arasında yüksek oranda görülen vakalar ve yetkililer ile yerel medya kaynakları tarafından açıklanan rakamlardaki tutarsızlık, verilerin kasıtlı olarak az bildirildiği veya yetersiz toplandığı ve analiz edildiği yönündeki endişeleri artırdı.

Bunun yanı sıra, açık iletişim ve vaka sayısı konusunda şeffaf raporlamaya öncelik veren Tayvan, güvenilir bilgilerin derhal halka açık hale getirilmesi de dahil olmak üzere virüsle mücadele etmek için hızlı adımlar attı. Güney Kore hükümeti de sağlık verilerini yayınladı ve sağlık yetkilileri halkın güvenini sağlamak ve halkı bilinçlendirmek için günlük açıklamalarda bulundu.

COVID-19 hakkındaki tüm bilgiler, okuma yazma bilmeyenler için de olmak üzere birçok dilde erişilebilir olmalı. Tayvan'da yapıldığı gibi televizyonda yapılan duyurular işaret dili yorumu içermeli. Çocuklara kendilerini korumaları için yardımcı olacak yaşlarına uygun bilgiler verilmeli. Ayrıca, internete güvenilir ve kesintisiz erişim sağlanmalı ve düşük gelirli kişiler için internet erişiminin artırılmasına yönelik adımlar atılmalı.

2) Karantinaların, izolasyonların ve seyahat yasaklarının hak normlarına uygun olmasını sağlamak

Belirsiz uzunluktaki geniş çaptaki karantinalar nadiren insan hakları kriterleriyle uyuşuyor ve genellikle karantina altındakilerin (özellikle risk grupları) korunması sağlanmadan ani şekilde uygulamaya konuluyor. Bu yüzden alınan hareketleri adil bir şekilde uygulamaya koymak zorlayıcı hale geliyor ve bu yüzden genellikle keyfi veya ayrımcı oluyorlar.

Çin'de hükümet, hakların yeterince gözetilmediği geniş bir karantina uyguladı. İtalya'da ise bireysel haklar için daha fazla koruma sağlayan bir karantina uygulandı. İtalyan hükümeti, Şubat ayının sonlarında ülkedeki ilk COVID-19 vakalarının patlak vermesinden bu yana giderek artan bir şekilde kısıtlayıcı önlemler aldı.

Güney Kore, Hong Kong, Tayvan ve Singapur gibi ülkeler salgına kişisel özgürlüklere kapsamlı kısıtlamalar getirmeden cevap verdiler. Güney Kore'de hükümet, COVID-19 için proaktif ve yaygın testleri hayata geçirdi.

3) Hapishanedeki insanları korumak

Hapishanelerdeki insanlar, ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde ve normal şartlar altında bile yeterli sağlık hizmetine ulaşmıyor.

Amerika’da hapishanelerdeki birçok insan suçlu bulunduğu için değil, davalarında belirlenen kefaleti ödeyemediği için parmaklıklar ardında. Uzun hapis cezaları nedeniyle yaşlı erkekler ve kadınlar, Amerikan hapishanelerinde sayıları en hızlı artan grubu oluşturuyor ve cezaevi yetkilileri halihazırda uygun tıbbi bakımı sağlamakta zorluk çekiyor. Bunların yanı sıra, örneğin Ohio eyaletinde mahkemeler hapisteki kişilerin gözden geçirilmesini hızlandırarak bazılarını serbest bıraktı.

İtalya'da 40'tan fazla hapishanedeki mahkum, aşırı kalabalık yerlerde enfekte olma korkusu ve aile ziyaretlerine gelen yasaklar nedeniyle protestolar düzenledi. Buna karşılık, yetkililer ilk kez mahkumlar ve aileleri arasında iletişim için e-posta ve Skype kullanımına izin verdi ve bazı mahkumların salınması için dizayn edilen planını açıkladı.

4) Sağlık çalışanlarının korunmasını sağlamak

Hükümetlerin iş kazası ve meslek hastalığı riskini, çalışanların açık bilgilere ve yeterli koruyucu giysi ve ekipmana sahip olmalarını sağlayarak en aza indirme yükümlülüğü bulunuyor. Bu, sağlık çalışanlarına ve bu sürece dahil olan diğer kişilere enfeksiyon kontrolü eğitimi ve uygun koruyucu giysiler sağlamak anlamına geliyor.

Geçmiş salgınlarda hastalığa maruz kalma korkusu sağlık çalışanlarına karşı saldırılara neden olmuştu. Hükümetler bu tür saldırıları engellemek için gözlem yapmalı ve bu tarz saldırıların meydana gelmesi halinde hızlıca yanıt verelebilmeli.

5) Eğitim hakkını sağlamak – okullar geçici olarak kapalı olsa bile

COVID-19 salgınıyla beraber birçok ülke okullarını kapatırken yüz milyonlarca öğrencinin eğitimi sekteye uğruyor. Ancak kriz zamanlarında okullar çocuklara bir normallik hissi veriyor ve bir rutin oluştururken değişen durumlarla başa çıkmak için duygusal olarak desteklenmelerini sağlıyor. Çevrimiçi öğrenme teknolojileri kaybedilen normal okul zamanının ani etkisini azaltmak için kullanılmalı. Bu teknolojileri kullanan okullar, bu araçların çocuk haklarını ve gizliliğini koruduğundan emin olmalı.

Hükümetler, halihazırda eğitime ulaşmada engelle karşılaşan ya da farklı nedenlerden ötürü dışlanan (marginalized) çocuklar üzerindeki orantısız etkileri azaltmak için önlemler almalı.

Okula gitmeyen çok sayıda çocuğun bulunduğu ülkelerde okul kapanmaları, özellikle ortaöğretim düzeyinde okul kayıt ve devam oranını artırma çabalarını tehlikeye atabilir. Hükümetler, zorunlu eğitimin ve okullar yeniden açıldığında okula dönüşlerin takibi için ek önlemler almalı.

6) Kadınlar ve kız çocukları üzerindeki orantısız etkileri ele almak

Salgınların çoğunlukla cinsiyetler üzerinde farklı etkileri oluyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, 2014 Ebola salgınının özellikle kadınlar ve kız çocukları üzerinde zararlı etkileri olduğunu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştirdiğini belirtiyor. Haberler ve halk sağlığı analizleri, COVID-19'un kadınları orantısız bir şekilde etkilediğini gösteriyor.

COVID-19'a maruz kalan hamile kadınların karşılaştığı farklı riskler henüz net olmasa da, salgın cinsel ve üreme sağlığı ve haklarını olumsuz etkileyebilir. Aşırı yüklenilen sağlık sistemleri, kaynakların dağıtımı, tıbbi malzeme eksikliği ve küresel tedarik zincirlerinin aksaması kadınların doğum kontrolüne ve bakımlarına erişimine zarar verebilir.

Çin'de basın raporları karantina altında aile içi şiddetin arttığını gösteriyor. Türkiye’de de koronavirüs nedeniyle evlere kapanmanın ardından aile içi şiddet acil yardım hatlarını arayan kadın sayısında artış yaşanmaya başlandığı belirtiliyor.

Krizler, sosyal izolasyonlar ve karantina; artan stres, zorlu yaşam koşulları ve toplumsal destek mekanizmalarındaki aksaklıklar sebebiyle aile içi şiddetin yoğunluğunu artırabilir. Krizler çoğunlukla kadınların istismardan kurtulma kabiliyetini daha da kısıtlayabiliyor.

Dünya genelinde kadınlar erkeklerin yaklaşık 2,5 katı kadar ücretsiz bakım ve ev işi yapıyor. Ayrıca okullar kapalıyken ek bakım sorumlulukları ile karşı karşıya kalma ihtimalleri erkeklerden daha fazla, bu da ücretli istihdam bulmalarını daha zor hale getiriyor.

Bazı bölgelerdeki kadın çalışanların yüzde 95 kadarı, COVID-19 gibi bir kriz nedeniyle kazançlarını kaybetmeleri durumunda iş güvenliği olmayan kayıt dışı sektörlerde çalışıyor. Kadınlar, COVID-19'dan en ağır etkilenen sektörler arasında yer alan hizmet sektörlerinde de çoğunluğu oluşturuyor.

Dünya çapında, sağlık ve sosyal hizmet görevlilerinin yüzde 70'i kadın - yani kadınlar COVID-19'un kontrol altına alınmasında en ön safhalarda yer alıyor ve virüse daha fazla maruz kalabiliyor.

Hükümetler, aile içi şiddetle karşı karşıya kalanların uygun servislere nasıl erişebileceğini açıklayan kamuoyu bilinçlendirme kampanyaları oluşturmalı. Ayrıca, bu servislerin aile içi şiddetle karşılaşan herkese açık olduğundan emin olunmalı. Ayrıca hükümetler, ön safhadaki sağlık ve sosyal servis bakım çalışanlarının çoğunluğunun kadın olduğunun bilincinde olarak bu çalışanları hem çalışan hem de kendi ailelerindeki durumlarını göz önüne alarak desteklemeli.

7) Damgalama ve ayrımcılığı yok etmek, hasta bilgilerinin gizliliğini korumak

Daha önceden yaşanan halk sağlığı krizleri sırasında, enfeksiyon veya hastalığı olan kişiler ve aileleri sıklıkla ayrımcılık ve damgalanma ile karşı karşıya kalmıştır. Halk sağlığı araştırması, Batı Afrika’da Ebola’dan kurtulanların ayrımcılıkla (bazı durumlarda istihdam kaybı, şiddet ve tahliye) karşılaştığını gösteriyor.

Koronavirüs patlak verdiğinden beri, bazı ülkelerden gelen haberlerde Asya kökenli insanlara karşı önyargı, ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve ayrımcılık belgeleniyor. Bu olaylar arasında fiziksel saldırılar, okullarda şiddetli zorbalık, öfkeli tehditler, okulda veya işyerlerinde ayrımcılık ve bunların yanı sıra haber raporlarında ve sosyal medya platformlarında aşağılayıcı dil kullanımı yer alıyor. BBC Güney Kore tarafından hazırlanan rapor, virüsle ilgili halk sağlığı uyarılarının virüslü kişilerin gizliliğini yeterince korumamış olabileceğini söylüyor.

Hükümetler, COVID-19 konusunda sağlık çalışanlarını eğiterek ve insan hakları bilincini artırmak için kitle iletişim araçlarını kullanarak damgalanma ve ayrımcılıkla mücadele etmek için çalışmalı.

8) Ötekileştirilen nüfusların ayrımcılığa uğramadan sağlık hizmetlerine erişebilmelerini sağlamak

Birçok ülkedeki LGBTİ+ bireyler sağlık hizmetlerine ulaşımda ayrımcılıkla karşılaşıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü; Amerika, Tanzanya, Japonya, Endonezya, Bangladeş, Rusya ve Lübnan’ının da içinde bulunduğu birçok ülkede cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliğine dayalı sağlık hizmeti ayrımcılığını belgeliyor.

Bu ayrımcılık, HIV testi ve tedavisine erişimi ve özellikle LGBTİ+ bireyleri COVID-19 sonucunda ciddi hastalık ve hayatını kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakabilecek diğer kronik hastalıkların bakımını etkileyebilir.

Hükümetler ayrıca finansal kısıtlamaların bireylerin COVID-19 için test, önleyici bakım ve tedaviye erişimini engellememesini sağlamalı. ABD'de 28 milyon insan sağlık sigortasına sahip değil ve ülkenin neredeyse üçte biri sigortalı olsa bile tedavi için ödeme yapmakta zorlanıyor. Ancak bir salgın esnasında tıbbi bakımdan kaçınma sadece hastalığa sahip insanlara zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda virüsün yayılmasının artmasına da neden oluyor.

9) Sivil toplum kuruluşlarını ve toplulukları korumak

Birçok ülkede, sivil toplum kuruluşları virüsün yayılmasını önlemek ve COVID-19'lu kişilerin – ya da tek başına veya karantina altında yaşayanların – gerekli korumaya, bakıma ve sosyal hizmetlere erişimini sağlamak için önemli çalışmalar yapıyor.

Hong Kong'da insanlar, politika açıklarını kapatarak savunmasız gruplara maske ve el dezenfektanı üretip dağıtmak için örgütlendiler. Ancak Çin hükümeti, uzun süredir sivil toplum örgütleri üzerindeki baskısını sürdürüyor ve bazı gruplar salgın sırasında daha az finansmanla yüzleşerek zor zamanlar yaşıyor.

Hükümetler, sivil toplum örgütlerinin çalışmalarını kısıtlamak veya engellemek için koronavirüs salgınından faydalanmamalı. Aksine, bu işi yapan sivil toplum örgütleriyle birlikte salgının etkileri hakkında rapor verenleri de korumalı ve desteklemeli.

10) Su ve sanitasyon haklarını teşvik etmek

Dünya çapında milyarlarca insanın güvenli içme suyuna erişimi yok. Ancak, DSÖ'nün belirttiği gibi, COVID-19 salgını sırasında insan sağlığının korunması için güvenli su, sanitasyon ve hijyenik koşulların sağlanması şart.

Suya erişimin koronavirüsle olan bağlantısını daha ayrıntılı bir şekilde derlediğimiz yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Venezuela sağlık altyapısının zayıflığı, el yıkama gibi en temel önerileri güç şartlar altında çalışan sağlık hizmeti sağlayıcıları için bile zorlayıcı hale getiriyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün son birkaç ay boyunca görüştüğü Venezuelalı doktorlar ve hemşireler, sabun ve dezenfektanların kliniklerinde ve hastanelerinde neredeyse hiç bulunmadığını söylüyor. Enflasyon yükseldikçe ve gelirlerin değeri düştükçe Venezuela’nın kendi tedariğini sağlaması imkansız hale geliyor.

Hükümetler ödeme yapmamaktan kaynaklanan su kesintilerini acilen askıya almalı. Su hizmetlerinin herhangi bir bağlamda ödeme yapılmaması nedeniyle kesilmesi insan haklarıyla bağdaşmıyor ve özellikle COVID-19 salgını gibi halk sağlığı krizleri bağlamında bu kesintiler zararlı sonuçlar doğurabiliyor.

11) İnsani yardımın devam etmesini sağlamak

Birleşmiş Milletler'e göre, COVID-19'dan etkilenen birçok ülke çatışmalar, doğal afetler veya iklim değişikliği nedeniyle halihazırda krizle karşı karşıya. Krizden etkilenen bu ülkelerdeki birçok insanın hayatta kalması insani yardıma bağlı.

Hükümetler, COVID-19'un bir sonucu olarak BM ve diğer yardım kuruluşları tarafından yürütülen hayati insani yardım operasyonlarına verilen desteğin zarar görmemesini sağlamalı.

12) Düşük ücretli çalışanlar için ekonomik yardım sağlamak 

Uzaktan çalışma; perakende, restoran, kişisel hizmetler ve kayıt dışı sektörler gibi alanlarda milyonlarca çalışanlar için bir seçenek değil. Bu alanlarda istihdam durumu daha güvencesizken ücretler de daha düşük olma eğiliminde.

Küresel tedarik zincirleri, azalan imalat ve fabrika kapanmalarına neden olan COVID-19 nedeniyle halihazırda kesintiye uğramış durumda. Hükümetler, COVID-19’un ilk ve en ağır şekilde düşük ücretli çalışanları etkileyecek ekonomik etkilerini hafifletmek için politik önlemler almalı. Bir seçenek, 2008 krizi sırasında ABD hükümetinin yaptığı gibi eksik çalışma saatlerini telafi etmek için doğrudan nakit ödemeler gerçekleştirmek.

İtalya, Fransa ve İspanya’nın da içinde bulunduğu Avrupa ülkeleri; işçileri, düşük gelirli aileleri ve küçük işletmeleri desteklemek için özel finansal tedbirler almayı düşünüyor veya bunları çoktan uygulamaya geçirdi.

PAYLAŞ: