Menu EN

S360MAG

13 February

Larry Fink Sürdürülebilirlik Raporunuzu Okumayacak

CEO’lara yönelik yazdığı mektupta, BlackRock CEO’su Larry Fink iklim değişikliğinin finans sektörünü köklü bir şekilde yeniden şekillendirdiğini ve yakın gelecekte sermayenin büyük bir kısmının da yeniden bölüştürüleceğini ifade etti. Bu mektuba ilişkin Harvard Business Review’da Mark R. Kramer tarafından ele alınan yazıyı S360 Finans haber bülteni için çevirdik.

BlackRock sürdürülebilirliği, yatırım stratejisinin merkezine almak üzere taahhüt verdi. Fink, şirketleri sürdürülebilirlikle ilgili açıklamalar ve iş uygulamalarının altında yer alan sürdürülebilir adımlar konusunda yeterli ilerleme kaydetmediklerinde yönetim kurulu üyelerine karşıt daha fazla oy kullanacaklarını belirtti.

Bu, dünyanın en büyük hissedarından gelen bir uyarı. Bu uyarı aynı zamanda finans, yatırımcı ilişkileri ve sürdürülebilirlik, yani nadir bir araya gelen üç farklı tarafı temsil ediyor:

Birçok şirket için sürdürülebilirlik ikinci planda. İş modellerinin tamamını sürdürülebilir hale getirmek ve paydaşların refah seviyesini şirketlerinin uzun dönemli hedefleri arasına koymak yerine, birçok şirket toplumsal sorunları çözmek için Kurumsal Sosyal Sorumluluk departmanlarını veya sivil toplum kuruluşlarını görevlendiriyor. KSS departmanlarından ya da STK’lardan aldıkları sonuçları da yıllık sürdürülebilirlik raporlarında yayımlıyorlar. Fakat asıl sorun, yatırımcıların yayımlanan sürdürülebilirlik raporlarını okumaması.

Okumamalılar da. Mark R. Kramer, Michael Porter ve George Serafeim, birlikte ele aldıkları “ESG başarısız olursa” adlı makalelerinde belirttikleri gibi neredeyse bütün sürdürülebilirlik raporları güvenilmez, tutarsız ve global seviyede etki oluşturma hedefi için hiçbir değer oluşturmayan verilerden oluşuyor. Başka bir raporda ise, Serafeim her şirketin insanlar ya da dünya için pozitif veya negatif bir etki oluşturduğunu iddia ettiği ama bu etkilerin ne karşılaştırılabilir ne de kapsayıcı bir biçimde ölçülebildiğini savunuyor.

Fink’in, sürdürülebilirlik politikaları en iyi olan şirketler arasında sermayenin bölüştürüleceğine dair tahmini doğruysa, yatırımcılar sürdürülebilirlik stratejilerinin ekonomik önemini anlayabilmeleri için yeni veri kaynaklarına ihtiyaç duyacak.

Bu durum şirketlerin ileride yatırımcıları ile farklı şekillerde iletişime geçmeleri gerektiği anlamına geliyor. Şirketlerin en öncelikli konularda (SASB, Sürdürülebilirlik Muhasebe Standartları Kurulu’nca belirlenen) şirket planlarını kamuyla paylaşmaları Fink’in de önerdiği gibi gerekli bir adım.

Fakat asıl soru, iklim değişimine ve sosyal etkiye önem veren yatırımcılar tarafından şekillenen bir gelecekte, belirli bir sektör şirketinin gelişmeye eğilimli olup olmadığı. Ve bu sorunun sermaye piyasaları tarafından duyulması isteniyorsa, cevapların mali bilançolar, çeyrek raporları ve yatırımcı brifingleri ile verilmesi gerekiyor – sürdürülebilirlik raporları ile değil.

Şirketler, işlerini etkileyen sosyal ve çevresel konulara yönelik planlarını paylaştıklarında piyasaların bu paylaşımlara cevap verdiğine dair kanıtlar halihazırda mevcut. CEO'lar “Strategic Investor Initiative of the Chief Executives for Corporate Purpose (CECP)” gibi etkinliklerde uzun vadeli planlarını açıkladıklarında planları neredeyse her zaman iklim değişikliği, ekonomik fırsatlar ve paydaşların refah seviyesi konularını göz önüne alan tasarılardan oluşuyor. Yapılan bir çalışma, şirketin hisse fiyatlarının bu paylaşımlara tepki verdiğini gösteriyor. Diğer bir deyişle, yatırımcılara veri sunulduğu takdirde, yatırımcılar planları için bu verileri kullanıyorlar.

Fakat uzun vadede planlama tek başına yeterli değil. İhtiyaç duyulan şey yeni bir dil – veya sosyal etkiyi ve ekonomik performansın birlikte çalışmasını sağlayabilecek bir köprü. Şirketler yarattıkları ortak değerleri yeni bir şekilde raporlamaya başlamalılar. Alternatif olarak, Serafeim şirketlerin çevreye, topluma ve kendi paydaşları üzerindeki etkisini analizlerine yansıtan, “Etki Ağırlıklı Muhasebe (Impact-Weighted Accounts)” sistemini öneriyor.

Ortak paydaş değerlerini hesaplarken ya da şirketlerin etki değerlendirmeleri yapılırken ortaya birçok sorun çıkacak (Bu konuda sosyal etki danışmanlığı, The Social Impact Consultancy, FSG, bir çalışma başlatıyor ve şirketlerin katılmasını bekliyor.)

Fakat bugün bile, kendilerini pozitif sosyal etki ile diğer kurumlardan farklılaştıran şirketler konu üzerinde gelişmekte. Walmart başlangıç maaşlarını yükselttiğinde, iş hacmi küçülmüş ve üretkenlik artmış. Novartis, Hindistan’daki kırsal bölgelere sağlık eğitimi götürdüğünde, 70 milyon potansiyel müşterisi olan yeni bir market oluşturdu. PayPal kredi başvuruları reddedilen küçük işletmelere yeni bir finansman yolu bulduğunda, 10 milyar dolarlık bir market oluşturma şansına sahip oldu.

Bu örnek verilen şirketlerin yapamadıkları ise yatırımcılara, sosyal etkileri ve ekonomik performansları arasındaki nedensel bağlantıyı etkili bir şekilde iletmek. Ve bu bağlantı olmadan, yatırımcıların gelişebilecek şirketleri ayırt etmesi neredeyse imkansız.

Larry Fink’in düşünmüş olduğu gelecek hiç de uzak değil ve BlackRock’ın kaldıracı bu süreci daha da hızlandıracak. Sürdürülebilirlik ve finans arasında köprü kuran yeni bir dile ihtiyaç var.

PAYLAŞ: