Menu TR

S360Mag

14 May

COVID-19 ve kentsel eşitsizlik

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz.

Geleceğin ütopyası akıllı şehirleri düşünürken içinde bulunduğumuz COVID-19 pandemisinin şehirler üzerinde oluşturduğu (ve oluşturacağı) etkileri de hesaba katmak önemli bir ders niteliğinde olabilir. Pandemi şehirlerde yaşayan her kesim için olumsuz etkiler yaratırken özellikle yoksul kesimin kentsel eşitsizlik sebebiyle daha yıkıcı şekillerde etkilenmesine neden oluyor.

Dünyada 1 milyardan fazla insanın gecekondu mahallelerinde ya da diğer gayri resmi yerleşim bölgelerinde yaşadığı biliniyor. Sosyal mesafe için yeterli alan bulunmayan bu bölgelerde koronavirüs önlemlerinin alınması bölge halkı için imkansız hale geliyor. Burada yaşayan ailelerin birçoğu ortak su kaynaklarını diğer mahalle sakinleri ile birlikte kullanıyor. Ekonomik sıkıntılar ise kişisel hijyen önlemlerinin önüne geçen bir diğer etmen. Bu bölgelerde yaşayan kişilerin %50 ila 80’i resmi olmayan koşullarda çalışıyor ve genellikle sokak satıcılığı ya da mevsimlik işçilik ile geçimini sağlıyor. COVID-19 pandemisi ile ciddi anlamda sekteye uğrayan bu geçim kaynakları pandemi öncesinde de ekonomik sıkıntılar yaşayan ve günden güne geçimini sağlayan bu aileleri daha da zor durumda bırakıyor.

New Delhi, Bangkok, Lagos, Mexico City ve Rio de Janeiro gibi birçok şehir koronavirüs önlemlerini alamazken, bölge sakinleri ise yeterli koruma ve desteğe ulaşamadıklarını belirterek kendilerini en kötü senaryolara hazırladıklarını belirtiyor. Hindistan’daki birçok şehir ise kentsel eşitsizlik sebebiyle pandemiden en çok etkilenen bölgeler arasında yer alıyor. Ülkede 152-216 milyon civarında insanın gayri resmi yerleşim yerlerinde ve gecekondu mahallelerinde yaşadığı biliniyor. Dünya Kaynakları Enstitüsü World Resources Institute‘nün hazırladığı Dünya Kaynakları Raporu Hindistan’daki Bangalore şehrinde bulunan bir gecekondu mahallesinin şehrin ortalamasından 12 kat daha yoğun ve sıkışık olduğunu gözler önüne seriyor. Bu orana göre bu bölgede her kilometre alanda 140 bin kişi yaşıyor. 2018’de alınan verilere göre ise burada yaşayanların ancak %60’ı çeşme suyuna ulaşım sağlarken bu hizmetten yararlananlar da ancak haftada 2 ya da 3 gün ve günde 2 saate sınırlı olarak çeşme suyundan faydalanabiliyorlar.

Ülkenin diğer şehirlerinde de suya ulaşım ve ekonomik zorluklar gibi birçok etmen koronavirüs önlemlerinin alınmasını imkansız hale getirerek kentsel eşitsizliğin yoksul kesim üzerinde olan baskısını gözler önüne seriyor. Öte yandan kazanç kaynaklarını kaybetme korkusu ile işlerine devam eden vatandaşlar açlık ve hastalık riski arasında seçim yapmak zorunda kalıyor. Bu bölgelerde çalışan kesimin büyük bir çoğunluğunu oluşturan göçmen işçiler ise ülke çapında ilan edilen karantina kararı ile birlikte kendi bölgelerine dönmeye başladı. Bu durumun virüsün ülke çapındaki yayılımını hızlandıracağı ve sağlık hizmetlerine erişimi oldukça kısıtlı olan kırsal kesimde yaşayanları da virüs tehlikesiyle karşı karşıya bırakacağı düşünülüyor.

Kentsel eşitsizlikler nasıl azaltılabilir?

Uzun dönemde su, barınma ve sağlık hizmetleri altyapılarına yapılacak yatırımlar dünya çapında artan nüfusun her kesiminin temel hizmetlere ulaşımını sağlayabilir. Bu yatırımların ise öncelikle temel hizmetlere erişim konusunda sıkıntı yaşamış, geri planda kalmış bölgelerdeki hizmet ulaşımlarını iyileştirme konusuna odaklanması gerekiyor.

Kentsel eşitsizlikleri azaltmak için uzun dönemde uygulanacak stratejilerin yanı sıra özellikle şehirlerdeki yoksul kesimin pandemi sürecini en az zararla atlatabilmesi için uygulanabilecek kısa dönemli stratejiler de önemini koruyor. Peki bu kısa dönemli stratejiler neler olabilir?

Şehirler, su ve sanitasyon hizmetlerine bedava erişimi mümkün kılabilir

Hükümet desteğiyle sağlanacak su tankerleri ve seyyar el yıkama tesisleri özellikle gecekondu mahalleleri ve diğer kırılgan grupların yaşadığı bölgelere hizmet verebilir. Bu durumun bir örneği Rwanda’nın Kigali şehrinde COVID-19 önlemleri kapsamında uygulanıyor. Seyyar el yıkama tesisleri otobüs duraklarına yerleştirildi, böylelikle yolcular otobüse binmeden önce bu tesislerde ellerini yıkayabiliyor.

Ulusal hükümetler şehirlere mali yardımda bulunabilir

Bu yardımlar şehirlerdeki tedarik zincirlerini de koruyarak pandemi durumunda temel gıdaya ulaşımda sıkıntı yaşanmasının önüne geçebilir. Delhi şehrinde hükümet gıda dağıtım çadırları kurarak kırsal kesimde yaşayan kişilere temel gıda yardımında bulunuyor, bu sayede kırsal kesimdeki olası göçün de önüne geçilmeye çalışılıyor. Sivil toplum kuruluşları, özel kuruluşlar ve hükümet arasındaki ortaklıklar da halkın temel gıdaya ulaşım hakkını destekleyebilir. Hindistan’ın Bangalore şehrinde hükümet, sivil toplum kuruluşları ve özel şirketlerle birlikte gıda dağıtım platformları oluşturarak bölgede yaşayan halka günde 500 bin yemek servis ediyor.

Hükümet ve özel sağlık hizmetleri kuruluşları sağlık hizmetlerine ulaşamayan kesimlere acil hizmetleri verebilir

Bu konuda teknolojiden ve sağlayacağı verilerden yararlanmak faydalı olabilir. Örneğin, Delhi şehrinde bölgelerdeki nüfus yoğunluğunu ve sağlık sistemi altyapılarının durumunu gösteren bir harita oluşturuldu. Böylelikle hem çok nüfuslu ve hem de sağlık altyapısının yetersiz olduğu kırmızı ile gösterilen bölgelerde acil sağlık hizmetlerine olan ihtiyaç gözler önüne serilmiş oluyor. Efektif toplu taşıma sistemleri ve ulaşım da sağlık hizmetlerine erişimde önemini koruyan konular arasında yer alıyor. Kolombiya’nın Bogota şehrinde ulaşım ağını genişletmek amacıyla Numo şirketi tarafından sağlık çalışanlarına 400 adet bisiklet sağlandı. Bu uygulamayla birlikte sağlık çalışanları erişimin zor olduğu bölgelere de hizmet verebilecek.

Hükümetler risk gruplarında olan kesimlerle sıklıkla çalışan toplum liderleri ve sivil toplum kuruluşları ile iş birliğine gidebilir

Şehirlerin bu süreçte ortaklıklara açık olması COVID-19 sebebiyle fazlasıyla belirsiz ve hızlı değişen süreci kontrol altına almak için etkili olabilir. Bu ortaklıkların bir örneği sonucu Kenya’nın Nairobi kentinde şehir yönetimi, UN-HABITAT ile birlikte gayri resmi yerleşim bölgelerinde seyyar el yıkama tesisleri kuruyor. Bunun yanı sıra, kentleşme uzmanları ve araştırma şirketleri de şehir bölgelerinin yüzleşmekte olduğu potansiyel riskleri saptama ve önlem alma konusunda faydalı olabilir.

Pandemi sürecinde alacağımız acil önlemler ve uzun dönemli stratejiler gelecekte karşılaşabileceğimiz COVID-19 pandemisine benzer diğer krizler için bir hazırlık niteliğinde olabilir. Güven ilişkisine dayalı ortaklıklar daha etkili politikaların uygulanmasına izin vereceği gibi, paydaşlar arasında da daha etkili bir iletişimi sağlayabilir.

Akıllı şehirler akla geldiğinde sıkça bahsedilen yeni teknolojiler ve dijital dönüşümler yalnızca geleceğin ideal şehirleri olacak akıllı şehirler için değil tıpkı Delhi bölgesi için yapılan veri haritası uygulaması gibi halihazırda bulunan kentsel eşitsizlik sorunlarının da önüne geçmek için kullanılabilir. Kentsel eşitsizliğin önlenmesi hem farklı kesimler arasındaki hizmet alım imkanını eşitleyerek tıpkı akıllı şehirlerin de hedeflediği gibi daha eşitlikçi ve sürdürülebilir şehirler kurmamıza yardımcı olabilir. Akıllı şehirlerle ilgili haberimize buradan ulaşabilirsiniz. 

SHARE: